Siyasetin Unuttuğu Şey: Vatandaşın Beklentisi
Türkiye’de siyaset gündemi neredeyse her gün değişiyor. Bir gün mahkeme kararları, ertesi gün parti içi tartışmalar, sonraki gün erken seçim iddiaları… Televizyon ekranları, sosyal medya platformları ve haber siteleri sürekli yeni bir tartışmanın peşinden sürükleniyor.
Ancak tüm bu gürültünün arasında çoğu zaman gözden kaçan önemli bir gerçek var: Vatandaşın gündemi.
Sokaktaki insan için siyaset; kürsülerde yapılan sert açıklamalardan, sosyal medyada verilen mesajlardan ya da kulislerde konuşulan senaryolardan ibaret değil. Vatandaş için siyaset, hayatını doğrudan etkileyen kararların bütünü anlamına geliyor.
Emekli maaşının ay sonunu getirip getirmediği, gençlerin iş bulup bulamadığı, esnafın dükkânını açık tutup tutamayacağı, öğrencilerin geleceğe umutla bakıp bakamadığı vatandaşın asıl gündemini oluşturuyor.
Bugün siyasi partilerin tamamı, seçmene ulaşmanın yollarını arıyor. Ancak seçmenin artık eskiye göre daha bilinçli olduğu da bir gerçek. İnsanlar sadece vaatleri değil, yapılanları da değerlendiriyor. Sadece konuşulanları değil, sonuçları da görmek istiyor.
Demokrasilerde muhalefetin görevi eleştirmek, iktidarın görevi ise çözüm üretmektir. Fakat her iki tarafın da ortak sorumluluğu, toplumun beklentilerini doğru okuyabilmektir. Çünkü vatandaş, siyasi çekişmelerden çok ekonomik istikrarı, güvenliği ve huzuru önemsiyor.
Son yıllarda yaşanan ekonomik dalgalanmalar, doğal afetler ve küresel gelişmeler, toplumun farklı kesimlerinde yeni beklentiler ortaya çıkardı. İnsanlar artık daha fazla şeffaflık, daha fazla hesap verebilirlik ve daha fazla çözüm görmek istiyor.
Siyaset kurumunun da bu mesajı doğru okuması gerekiyor.
Çünkü seçimler gelip geçer, partiler değişir, liderler değişir. Ancak vatandaşın günlük hayatındaki sorunlar yerinde kalırsa tartışmaların hiçbir anlamı olmaz.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey daha fazla tartışma değil, daha fazla çözüm üretmektir. Daha fazla kutuplaşma değil, ortak akıldır. Daha fazla polemik değil, somut sonuçlardır.
Unutulmamalıdır ki demokrasinin gerçek sahibi siyasi partiler değil, millettir. Ve milletin sesi duyulmadığında siyasetin gürültüsü ne kadar yüksek olursa olsun, anlamını yitirir.
