Türkiye’de Seçmen Değişiyor: Artık Hiçbir Partinin Oyu Garanti Değil
Türk siyasetinde uzun yıllar boyunca seçmen davranışını açıklamak için kullanılan oldukça güçlü bir kavram vardı: Parti sadakati.
Aileden gelen siyasi tercihler, ideolojik kimlikler, lider bağlılığı ve geçmişten taşınan siyasi aidiyetler seçmenin kararında önemli rol oynuyordu.
Bugün bunların tamamen ortadan kalktığını söylemek mümkün değil. Hâlâ hangi şart altında olursa olsun desteklediği partiden vazgeçmeyen önemli bir seçmen kitlesi bulunuyor.
Ancak siyasetin merkezinde artık başka bir seçmen tipi giderek daha fazla ağırlık kazanıyor:
Partisini değil, tercihini savunan seçmen.
Bu küçük gibi görünen değişiklik, önümüzdeki seçimlerin sonucunu belirleyebilecek kadar önemli olabilir.
Seçmen Artık Daha Kolay Yer Değiştiriyor
Geçmişte bir partiden başka bir partiye oy vermek bazı seçmenler açısından neredeyse siyasi kimlik değiştirmek anlamına geliyordu.
Bugün ise durum farklılaşıyor.
Bir genel seçimde desteklediği partiye yerel seçimde oy vermeyen, cumhurbaşkanlığı seçiminde başka bir adayı tercih eden veya bir sonraki seçimde tamamen farklı bir partiye yönelmeyi düşünen seçmenlerle karşılaşmak artık şaşırtıcı değil.
Bu durum siyasetteki rekabeti de değiştiriyor.
Partiler yalnızca rakiplerinin seçmenlerini kazanmaya çalışmıyor. Kendi seçmenlerini sandığa götürmek ve ellerinde tutmak için de mücadele etmek zorunda kalıyor.
Çünkü artık bir önceki seçimde alınan oyun sonraki seçimde otomatik olarak geleceğinin garantisi yok.
Kararsız Seçmen Aslında Ne İstiyor?
Kamuoyu araştırmalarında üzerinde en fazla durulan gruplardan biri kararsız seçmenler.
Ancak “kararsız” kelimesi bazen yanlış yorumlanıyor.
Kararsız seçmenin tamamı siyasetle ilgilenmeyen veya ne yapacağını bilmeyen insanlardan oluşmuyor.
Tam tersine bazı seçmenler seçenekleri bilinçli şekilde değerlendiriyor ve kararını mümkün olduğunca geç vermek istiyor.
Bu seçmen için parti logosundan çok günlük hayatındaki sonuçlar önem kazanabiliyor.
Ekonomik durumum nasıl?
Çocuğumun geleceğine güveniyor muyum?
Adalet sistemine güveniyor muyum?
Yaşadığım şehirden memnun muyum?
Ülkenin geleceğinin daha iyi olacağını düşünüyor muyum?
Siyasetin vereceği cevaplar giderek bu sorular etrafında şekilleniyor.
Ekonomi Hâlâ Siyasetin En Güçlü Belirleyicilerinden Biri
Türkiye’deki siyasi tartışmalar zaman zaman çok farklı başlıklara yönelse de seçmenin günlük hayatıyla doğrudan temas eden konular önemini koruyor.
Mutfak masrafı, kira, iş bulma imkânı, maaş, emekli aylığı ve çocukların geleceği…
Bunların her biri siyasi tercihi etkileyebilecek konular.
Burada önemli bir ayrıntı var.
Seçmen yalnızca bugünkü ekonomik durumuna bakmıyor. Yarının daha iyi olup olmayacağına da bakıyor.
Bu nedenle siyasette umut önemli bir sermayedir.
Bir iktidar seçmene mevcut sorunları çözebileceği umudunu verebildiği sürece güçlü kalabilir.
Muhalefet ise yalnızca sorunları anlatmakla yetinirse bunun karşılığını sandıkta her zaman alamayabilir. Seçmene sorunların nasıl çözüleceğine ilişkin inandırıcı bir gelecek tasavvuru da sunmak zorundadır.
Yeni Partiler İçin Alan Var mı?
Seçmenin parti sadakatinin zayıflaması doğal olarak yeni siyasi hareketlere alan açıyor.
Ancak burada sık yapılan bir hata var.
Mevcut partilerden memnun olmayan her seçmenin otomatik olarak yeni bir partiye oy vereceği düşünülüyor.
Oysa memnuniyetsizlik ile siyasi tercih arasında önemli bir mesafe vardır.
Yeni bir siyasi hareketin bu mesafeyi aşabilmesi için yalnızca “diğerlerinden farklıyız” demesi yeterli değildir.
Seçmen birkaç temel soruya cevap arar:
Kim yönetiyor?
Kadrosunda kimler var?
Ekonomide ne yapacak?
Ülkenin temel meselelerinde ne düşünüyor?
İktidara gelebilecek kapasitesi var mı?
Verdiğim oy boşa gider mi?
Özellikle son soru Türkiye’deki seçim davranışında küçümsenmemesi gereken bir faktör.
Seçmen değişim isteyebilir ama aynı zamanda oyunun seçim sonucunda etkili olmasını da ister.
Bu nedenle yeni partilerin önündeki en büyük engellerden biri yalnızca tanınmak değil, seçmende kazanabilecekleri duygusunu oluşturabilmektir.
Lider Hâlâ Çok Önemli
Türk siyasetinde lider faktörünün önemini kaybettiğini söylemek için henüz erken.
Partinin programını hiç okumamış bir seçmen olabilir ancak genel başkanını mutlaka tanır.
Bu nedenle liderin kullandığı dil, krizler karşısındaki tavrı, toplumla kurduğu ilişki ve güven verebilme kapasitesi doğrudan partiye yansıyor.
Fakat burada da bir değişim yaşandığını düşünüyorum.
Güçlü lider tek başına yeterli olmayabilir.
Seçmen artık liderin yanında kadro da görmek istiyor.
“Bu parti iktidara gelirse ülkeyi kim yönetecek?” sorusu giderek önem kazanıyor.
Ekonomiyi kim yönetecek?
Eğitim politikalarını kim hazırlayacak?
Dış politikada nasıl bir ekip olacak?
Siyasette kadro kalitesi yeniden önemli bir rekabet alanına dönüşebilir.
Sosyal Medyanın Oluşturduğu Yanılsama
Bugünün siyasetinde yapılabilecek en büyük hatalardan biri sosyal medyayı Türkiye’nin tamamı sanmaktır.
Bir siyasi açıklama birkaç saat içerisinde on binlerce paylaşım alabilir.
Bir etiket gündemin ilk sırasına çıkabilir.
Bir video milyonlarca kez izlenebilir.
Bütün bunlar önemlidir ama tek başına seçim sonucunu göstermez.
Çünkü sandığa giden seçmen kitlesi sosyal medyada en fazla ses çıkaran gruplardan çok daha geniştir.
Siyasetçinin görevi yalnızca sosyal medyada gündem olmak değil; evinde faturalarını hesaplayan vatandaşa, köyde yaşayan çiftçiye, üniversitedeki gence, iş arayan mezuna ve emekliye ulaşabilmektir.
Sosyal medya gündemi gösterebilir, sandığı ise seçmen belirler.
Önümüzdeki Seçimlerin Anahtarı Kimde?
Bence önümüzdeki dönemin siyasi mücadelesini yalnızca “iktidar seçmeni” ve “muhalefet seçmeni” ayrımıyla okumak eksik olacaktır.
Asıl mücadele siyasi aidiyeti zayıflayan geniş seçmen kitlesi üzerinde yaşanacak.
Bir önceki seçimde bir partiye oy vermiş olması, bir sonraki seçimde yine aynı tercihi yapacağını göstermeyen seçmen…
Sandığa gidip gitmeyeceğine henüz karar vermeyen seçmen…
Partisinden memnun olmadığı halde alternatifine güvenemeyen seçmen…
İşte seçimlerin sonucunda bu kitlenin davranışı belirleyici olabilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde partilerin birbirleriyle yarışından çok daha önemli başka bir yarış göreceğiz:
Seçmeni yeniden ikna etme yarışı.
Ve burada hiçbir siyasi parti geçmiş seçim sonuçlarına fazla güvenmemeli.
Çünkü Türkiye’de seçmen değişiyor.
Seçmen değiştikçe siyasetin kuralları da değişiyor.
Artık hiçbir parti için “Bu seçmen zaten bize oy verir” cümlesi eskisi kadar güvenli değil.
Belki de önümüzdeki seçimin en önemli gerçeği tam olarak budur:
Sandığa kadar herkesin oyu var, ama hiç kimsenin oyu garanti değil.
