Maaşımız Artıyor Peki Hayatımız Kolaylaşıyor mu?
Her maaş artışı döneminde aynı hesapları yapıyoruz.
Yeni maaşımız ne kadar olacak? Enflasyon farkı kaç çıkacak? Hesabımıza kaç lira fazla yatacak?
Sonra zamlı maaş hesabımıza yatıyor. Rakam gerçekten büyümüş oluyor. Fakat birkaç hafta geçmeden insan ister istemez kendisine şu soruyu soruyor:
Maaşım arttı ama hayatım gerçekten kolaylaştı mı?
Ben bir kamu çalışanıyım. Dolayısıyla meseleye dışarıdan bakmıyorum. Her ay maaşını alan, faturalarını ödeyen, markete giden, ulaşım masrafını karşılayan ve ay sonunu hesaplayan milyonlarca kamu çalışanından biriyim.
Bu nedenle benim için maaş meselesi yalnızca istatistiklerden ibaret değil.
Eskiden Maaşı Değil, Kalan Parayı Konuşurduk
Belki de asıl değişen bu.
Bir dönem maaşımızı aldıktan sonra zorunlu giderlerimizi karşılar, geriye kalan parayla ne yapacağımızı düşünürdük.
Bugün ise daha maaş yatmadan paranın nereye gideceği belli.
Kira.
Faturalar.
Market.
Ulaşım.
Çocukların ihtiyaçları.
Varsa kredi ve kredi kartı ödemeleri.
Liste uzayıp gidiyor.
Maaş hesaba yatıyor ama bazen insan o paranın hesabında yalnızca kısa süreliğine misafir olduğunu düşünüyor.
Markete Girince Ekonomiyi Daha İyi Anlıyorsunuz
Ekonomi konusunda onlarca farklı veri açıklanabilir. Grafikler hazırlanabilir, yüzdeler konuşulabilir.
Fakat çalışan insan açısından ekonominin en gerçek göstergelerinden biri market arabasıdır.
Daha önce düşünmeden aldığınız bir ürünü bugün elinize alıp fiyatına bakıyorsanız, bir şeyler değişmiştir.
İki farklı marka arasında birkaç liralık hesabı yapmaya başladıysanız değişmiştir.
Kasaya gitmeden önce sepetinizden bazı ürünleri çıkarıyorsanız daha da fazla değişmiştir.
Bunu yalnızca memurlar yaşamıyor elbette. Emekliler, işçiler, esnaf ve dar gelirli milyonlarca insan benzer hesapları yapıyor.
Ama düzenli maaşı olduğu için ekonomik açıdan nispeten rahat olduğu düşünülen memurun da artık bu hesabı daha sık yapması üzerinde durulması gereken bir durum.
İnsan Sadece Karnını Doyurmak İçin Çalışmaz
Bence üzerinde durmamız gereken asıl meselelerden biri bu.
Bir insan yıllarca eğitim alıyor, sınavlara hazırlanıyor, meslek sahibi oluyor ve her sabah işine gidiyor.
Bütün bunların karşılığında yalnızca temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek istemiyor.
Çocuğunu iyi yetiştirmek istiyor.
Yılda birkaç gün ailesiyle tatil yapabilmek istiyor.
Evindeki bozulan eşyayı değiştirdiğinde aylarca borç ödemek istemiyor.
Kitap almak, sinemaya gitmek, arkadaşlarıyla bir yerde oturmak istiyor.
Belki küçük de olsa birikim yapmak istiyor.
Bunlar lüks değil.
Bunlar çalışan bir insanın normal hayatının parçaları olmalı.
Ay Sonunu Getirmek Yetmemeli
Bazen ekonomik tartışmalarda çıtayı çok aşağıya koyduğumuzu düşünüyorum.
“Bu maaşla geçinilir mi?”
Elbette önemli bir soru.
Ama bence başka bir soru daha sormalıyız:
Bir insanın bütün çalışma hayatındaki amacı yalnızca ay sonunu getirmek mi olmalı?
Geçinmek başka, yaşamak başka.
Maaşınız bütün zorunlu giderlerinizi karşılıyor ancak geleceğiniz için hiçbir şey ayıramıyorsanız ortada yine düşünülmesi gereken bir sorun vardır.
Çünkü insan geleceğini de görmek ister.
Beş yıl sonra nerede olacağını, çocuğunun eğitimini nasıl karşılayacağını, emekli olduğunda nasıl yaşayacağını düşünür.
Belirsizlik arttıkça maaşınızın miktarından bağımsız olarak kendinizi ekonomik açıdan güvende hissetmeniz de zorlaşır.
Memurun İstediği Çok Şey Değil
Ben kamu çalışanlarının beklentisinin anlatıldığı kadar karmaşık olduğunu düşünmüyorum.
Çalıştığımız sürece emeğimizin karşılığını almak istiyoruz.
Maaşımızın birkaç ay içerisinde erimemesini istiyoruz.
Çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılarken sürekli hesap yapmak istemiyoruz.
Ay sonunda hesabımızda biraz para kalmasını istiyoruz.
Ve en önemlisi, yarını bugünden daha fazla düşünmek zorunda kalmadığımız bir ekonomik düzen istiyoruz.
Belki de maaş tartışmalarında sormamız gereken soru “Memur kaç lira alıyor?” değildir.
Daha doğru soru şudur:
Memur aldığı maaşla nasıl yaşıyor?
Çünkü rakamlar maaşımızı gösterir.
Nasıl yaşadığımızı ise o rakamlarla ne yapabildiğimiz gösterir.
