Fon Krizinin Faturasını Kim Ödeyecek?
Fon krizi artık yalnızca borsada yatırım yapanların meselesi değil. Soruşturma genişledikçe, fonlar tasfiyeye girdikçe ve yatırımcıların kayıpları konuşuldukça herkesin aklındaki soru aynı: Bu işin faturası kime çıkacak?
Burada önce bir ayrım yapmak gerekiyor. Yatırımın doğasında kazanç da vardır, kayıp da. Hiçbir yatırımcıya “borsada zarar etmeyeceksin” garantisi verilemez. Ancak yatırım riski başka, usulsüzlük veya piyasanın kurallarının dışına çıkılması başka bir şeydir.
Eğer bir vatandaş yanlış yatırım tercihi yaptığı için zarar etmişse bunun sonucunu doğal olarak kendisi üstlenir. Fakat yapılan soruşturmalar sonucunda manipülasyon, içeriden bilgi kullanımı, haksız kazanç veya yatırımcıyı yanıltan işlemler ortaya çıkarsa mesele artık sıradan bir yatırım zararı olmaktan çıkar.
Asıl tartışma da burada başlıyor.
Fatura vatandaşa kesilmemeli
Bugün “Fon yatırımcılarının zararları karşılanacak mı?” sorusu sıkça soruluyor.
Ancak devletin kasası dediğimiz şey sonuçta vatandaşın ödediği vergilerden oluşuyor. Borsanın ne olduğunu dahi bilmeyen bir emeklinin, asgari ücretlinin, memurun veya esnafın ödediği vergilerle yüksek riskli yatırımların bütün zararlarını karşılamak adaletli olmaz.
Diğer taraftan gerçekten usulsüz işlemler nedeniyle parasını kaybeden yatırımcıya da “yatırım yaptın, sonucuna katlan” demek doğru değildir.
Bu nedenle çözümün başlangıç noktası kamu bütçesi değil, haksız kazanç sağladığı yargı kararıyla belirlenen kişilerden ve hukuken geri alınabilen varlıklardan tahsil edilecek kaynaklar olmalıdır.
Kim haksız kazanç elde etmişse hesabı ondan sorulmalı.
Küçük yatırımcı ile spekülatörü ayırmak gerekiyor
Fon krizinin çözümünde yapılabilecek en büyük yanlışlardan biri herkesi aynı kefeye koymak olur.
Yıllarca biriktirdiği parasını profesyoneller tarafından yönetildiğini düşündüğü bir yatırım fonuna yatıran vatandaş ile sistemdeki olağan dışı hareketlerden yararlanarak kısa sürede büyük kazanç sağlayan kişi aynı şekilde değerlendirilemez.
Para hareketleri geriye doğru incelenmeli. Olağan dışı kazançlar, ilişkili işlemler ve para transferleri tek tek ortaya çıkarılmalı.
Ama bunu yaparken suçluluğu kanıtlanmamış insanların da peşinen suçlu ilan edilmemesi gerekir.
Çünkü hukuk yalnızca mağduru korumak için değil, suçsuz insanların hakkını korumak için de vardır.
Bir başka soru daha var: Denetim neredeydi?
Bence fon krizinden çıkarılması gereken ders yalnızca “Kim ne kadar kazandı?” sorusunun cevabı değildir.
Bir de şu soruyu sormamız gerekiyor:
Bütün bunlar yaşanırken denetim mekanizmaları ne yapıyordu?
Sermaye piyasasında vatandaşın güvenini sağlayan en önemli unsur, kuralların herkese eşit uygulanacağına duyulan inançtır.
Eğer sistemde bir açık varsa kapatılmalı. Denetimde eksiklik varsa giderilmeli. Sorumluluk varsa ortaya çıkarılmalı.
Çünkü bugün bu dosya kapanabilir. Yarın başka bir isimle benzer bir kriz çıkabilir.
Önemli olan yalnızca yangını söndürmek değil, aynı yangının tekrar çıkmasını önlemektir.
Sonuçta hesabı kim ödeyecek?
Bana göre tartışmanın temel ilkesi çok basit olmalı:
Yatırım riskinin bedeli yatırımcıya, usulsüzlüğün bedeli usulsüzlüğü yapana ait olmalı.
Devletin görevi herkese yatırım garantisi vermek değil; piyasayı denetlemek, suç işlendiğinde ortaya çıkarmak ve vatandaşın hukuken korunması gereken hakkını güvence altına almaktır.
Fon krizinin sonunda toplumun görmek istediği şey de budur.
Ne suçsuz insanlar zan altında bırakılsın ne de gerçekten haksız kazanç sağlayanların faturası milyonlarca vatandaşa paylaştırılsın.
Çünkü mesele yalnızca kaybolan para değil.
Asıl korunması gereken şey, adalete ve sermaye piyasalarına duyulan güvendir.

