Kamu Personelinde Tecrübe Neden Değersizleşiyor?
Kamuda yıllarca çalışmış bir personelle göreve yeni başlayan bir personel arasında elbette maaş, derece ve kademe bakımından bazı farklar var. Fakat mesele yalnızca bordrodaki rakam değil.
Asıl soru şu:
Yılların getirdiği tecrübe, kamuda gerçekten karşılığını buluyor mu?
Bir kamu çalışanı düşünelim. Yirmi yıldır aynı kurumda görev yapıyor. Mevzuatı biliyor, kurumun işleyişini tanıyor, karşılaşılabilecek sorunları daha ortaya çıkmadan görebiliyor. Yeni başlayan personelin aylar içerisinde öğreneceği bir işi birkaç dakikada çözebiliyor.
Fakat çoğu zaman bu birikimin karşılığı yalnızca şudur:
“Sen tecrübelisin, sen halledersin.”
Tecrübeli personele daha fazla iş ve daha fazla sorumluluk yüklenirken bunun karşılığında aynı ölçüde bir ücret, yetki veya kariyer avantajı sağlanmayabiliyor.
Tecrübenin ödülü daha fazla iş olmamalı
Kamuda yıllar geçtikçe personelin işi kolaylaşmıyor. Tam tersine, işi bilen kişinin masasına daha fazla dosya bırakılabiliyor.
Çünkü yöneticinin de çalışma arkadaşının da bildiği bir gerçek var:
“Bu işi ona verirsek çözer.”
İşte sorun tam burada başlıyor.
Bir kurumda işi iyi yapmanın sonucu sürekli daha fazla iş almak olursa, çalışan bir süre sonra tecrübesinin kendisine avantaj değil yük getirdiğini düşünmeye başlayabilir.
Bu durum yalnızca personelin motivasyonunu değil, kurumun verimliliğini de etkiler.
Maaş makası tecrübeyi yansıtıyor mu?
Kamu personelinin kıdemi arttıkça derece ve kademesi ilerliyor. Ancak uzun yıllar görev yapan personelle mesleğe yeni başlayan personel arasındaki ekonomik farkın, yıllar içerisinde kazanılan bilgi ve sorumluluğu ne ölçüde yansıttığı ayrıca tartışılmalı.
Çünkü tecrübe yalnızca geçirilen yıl değildir.
Tecrübe; yüzlerce sorunla karşılaşmak, mevzuat değişikliklerini takip etmek, yapılan hatalardan ders çıkarmak ve gerektiğinde kurumsal hafızayı yeni personele aktarmaktır.
Bunun ekonomik ve mesleki bir karşılığı olmalı.
Herkes yönetici olmak zorunda değil
Bir başka problem de kariyer anlayışımızda ortaya çıkıyor.
Başarılı bir kamu çalışanının önünde çoğu zaman yükselmenin en belirgin yolu yöneticilik olarak görülüyor.
Oysa çok iyi bir tekniker, öğretmen, mühendis, memur veya sağlık çalışanı mutlaka yönetici olmak zorunda değil.
Kendi alanında uzmanlaşarak da kariyer yapabilmeli.
Kamuda uzmanlık ve tecrübeye dayalı yatay kariyer basamaklarının daha görünür ve işlevsel hale gelmesi, yıllarca aynı işi başarıyla yapan personelin emeğinin karşılığını almasına katkı sağlayabilir.
Kurumsal hafıza kayboluyor
Tecrübeli personelin değeri çoğu zaman o kişi emekli olduğunda daha iyi anlaşılıyor.
Bir çalışan ayrılıyor ve bir anda şu sorular sorulmaya başlanıyor:
“Bu işlem nasıl yapılıyordu?”
“Bu dosyaları kim takip ediyordu?”
“Bu sorunu daha önce nasıl çözmüştük?”
Çünkü bazı bilgiler yönetmeliklerde yazmaz.
Onlar yıllar içerisinde oluşan kurumsal hafızadır.
Kamu yönetiminin yapması gereken, bu hafızayı yalnızca birkaç çalışanın omuzlarında taşımak değil; tecrübeli personelin bilgisini sisteme aktarmasını sağlayacak bir yapı kurmaktır.
Tecrübeyi yeniden değerli hale getirmek gerekiyor
Kamuda verimlilik konuşulacaksa yalnızca yeni personel alımı veya teknolojik dönüşüm konuşulmamalı.
Mevcut personelin bilgi ve deneyiminden ne kadar yararlanıldığı da konuşulmalı.
Yıllarca çalışan insanın karşısına yalnızca yeni görevler değil, yeni imkânlar da çıkmalı.
Ücrette, kariyerde, görev dağılımında ve yetkilendirmede tecrübenin karşılığı daha görünür olmalı.
Çünkü kamu kurumlarının en önemli sermayelerinden biri binaları veya bilgisayarları değildir.
O kurumda yıllarca çalışarak işi öğrenmiş insanlardır.
Ve belki de artık şu anlayışı değiştirmemiz gerekiyor:
Tecrübeli personele daha fazla iş vermek, tecrübeye değer vermek değildir.

